Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ayhan SOLAK

Bir Çocuktan Katil Yaratmak: Sistemin Kanlı Elleri

14 Nisan’da Şanlıurfa’da bir lise, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta bir ortaokul. Art arda iki gün, art arda iki şehir. Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda en az 9 kişi — biri öğretmen, sekizi öğrenci — hayatını kaybetti, onlarca çocuk yaralandı. Bunlar sadece birer asayiş vakası değil; bir toplumun, bir sistemin ve topyekûn bir geleceğin iflas bayrağıdır. Üstelik bu keder yalnızca son iki günün değil; Eylül 2023’ten bu yana kayıtlara geçen 46 şiddet vakasının, hayatını kaybeden ya da yaralanan 37 öğretmen ve öğrencinin can yakan bir özetidir. El kadar çocukların ellerine silah ve bıçak alıp hayatının baharındaki öğretmenlerine ya da arkadaşlarına saldırdığı bu iklimde, suçu sadece o “fail” çocukta arayamayız. Artık şu soruyu sorma vaktimiz geldi de geçiyor: Biz bu çocukları nasıl bu hale getirdik?

Darboğazın Gölgesinde Çürüyen Hayatlar

Türkiye Psikiyatri Derneği, bu şiddet olaylarının yalnızca bireysel ruh sağlığıyla sınırlı olmadığını; eşitsizliklerin, yoksulluğun, güvencesizliğin ve şiddetin normalleştiği ortamların bu tür olayların ortaya çıkma riskini doğrudan artırdığını açıkça ortaya koyuyor. Ekonomik darboğaz sadece mutfaktaki yangın değildir; o yangın dumanı evlerin içindeki huzuru, ebeveynlerin özgüvenini ve çocuğun geleceğe dair umudunu da boğuyor. Her sabah ekmek parasının derdine düşen, duygusal ve sosyal tatmin noktaları tamamen körelen bir ebeveyn; çocuğunun ruhundaki çatlağı fark edecek ferasetin çok uzağında kalıyor. Yoksulluğun ve sınıfsal uçurumun derinleştiği, “başarı”nın sadece paraya endeksli bir puta dönüştüğü bu yapıda, hırsın altında ezilen gençlik öfkesini nereye boşaltacağını şaşırıyor.

Eğitim mi, Terbiye Edilmiş İtaat mi?

Mevcut eğitim anlayışı, çocukların merakını ve özgürlük alanlarını beslemek yerine onlara tek tip bir kalıp giydirmeye çalışıyor. Uzmanlar, Türkiye’de akademik başarıya verilen aşırı önemin çocuklara yönelik sosyal ve duygusal eğitim programlarını tamamen geri planda bıraktığına dikkat çekiyor. Sanattan, spordan ve gerçek anlamda felsefeden uzak; sadece sınav kağıtlarındaki şıklara hapsedilmiş bir zihin yapısı, sıkıştığı yerden ancak şiddetle çıkabileceğini sanıyor. Hayal dünyası baskılanan çocuk, gerçek dünyayı bir hapishane olarak görüyor. Üstelik okullardaki şiddeti önlemek için uluslararası fonlardan aktarılan milyonlarca doların nereye harcandığı dahi bilinmiyor. Para var, irade yok.

Maneviyatın Ötesinde: Akıl ve Bilim Eksikliği

Manevi değerlerin insan ruhundaki yeri tartışmasızdır; ancak tarihin hiçbir sayfası bize dini terbiyenin tek başına şiddeti durdurabildiğini göstermemiştir. Aksine, akıl ve bilimden yoksun bırakılmış, eleştirel düşüncesi köreltilmiş bir toplumda inanç bile zaman zaman çatışmanın yakıtına dönüşmüştür. Bunun için tarih kitaplarına uzak gitmeye gerek yok; yüzyıllarca süren mezhep savaşları, din adına yapılan katliamlar ve en kutsal metinlerin bile iktidar hırsına alet edildiği dönemler, bu gerçeğin en ağır tanıklarıdır. Dolayısıyla “iyi insan” yetiştirmenin yolu; inancı değersizleştirmekten değil, onu akıl, bilim ve evrensel ahlakla buluşturmaktan geçmektedir. Tek tipleştiren, bireyi özgür düşünceden uzaklaştıran her eğitim modeli, ne yazık ki vicdanı da yarım bırakıyor.

Ekrandaki Silah Sesleri ve Dijital Zehir

Uzmanlar, Türkiye’deki dizilerin şiddeti normalleştirerek ciddi bir olumsuz rol model işlevi gördüğünü; çocukların beğendikleri karakterleri rol transferiyle benimseyerek ekrandaki şiddet eylemlerini içselleştirebildiğini vurguluyor. Adaleti belindeki silahla arayan sahte kahramanlar, kabadayılığı yücelten senaryolar, ölümü sıradan bir sahneye indirgeyen kurgu… Öte yandan dijital oyun dünyası, “öldür ve kazan” felsefesiyle insan hayatını birer puana indirirken merhamet duygusunun yerine mekanik bir yok etme güdüsü pompalıyor. Son iki okul saldırısında kullanılan silahların bizzat aileden temin edildiğinin ortaya çıkması ise bu tabloyu daha da karartıyor. Çocuğun elinin uzandığı yerde ne bıraktığımızı artık sormak zorundayız.

Siyasi İrade, Aile ve Ortak Sorumluluk

Art arda gelen yönetim anlayışlarının onlarca yıldır ihmal ettiği yapısal sorunlar, bugün okul bahçelerinde kan dökerek hesap soruyor. Mevcut politik yapı, okulları dört duvardan ibaret bir bina olarak görmeyi bırakmalı; güvenlikten rehberlik hizmetlerine, müfredatın insani derinliğinden liyakate kadar köklü bir reformu acilen hayata geçirmelidir. Siyasetin kutuplaştırıcı ve sert dili sokağa yansırken, “önce insan” diyemeyen bir zihniyetin faturası daima en ağır biçimde çocuklara kesiliyor.

Aileler ise çocuklarının eline “dijital emzik” niyetine tablet verip onları sessizleştirdiklerinde, aslında onları yalnızlığın ve kontrolsüz şiddetin kucağına ittiklerini görmelidir. Ebeveynlik sadece rızık sağlamak değil, çocuğun ruhundaki çatlakları fark edecek bir ferasetle onun yanında durmaktır.

Sonuç Yerine

Fail hepimiziz. İzlediği dizilerle biz silahlandırdık, yarıştığı sınavlarla biz tükettik, umutsuzlukla biz yalnızlaştırdık. Bugün bu yapıyı — eğitimi, medyayı, ekonomiyi ve toplumsal ahlakı — kökten sorgulamazsak, yarın başka bir okulun bahçesinde dökecek gözyaşımız kalmayacak.

Çünkü bu dehşetin asıl müsebbibi tetiği çeken parmak değil; bir çocuktan katil yaratan sistemin ta kendisidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir