Ömrüm rasyon hesaplamakla ve sürü yönetimiyle geçti. Ama bugün şunu görüyorum: Bir çiftliği yönetmekle bir toplumu yönetmek arasında düşünüldüğünden çok daha az fark var.
Macaristan’da Viktor Orbán yıllarca şunu vadetti: “Küresel sermayenin baskısına karşı ulusal kalkan, yerli elit, güçlü egemenlik.” Halk inandı. Seçimden seçime kazandı.
Ama tarlaya sürekli sentetik gübre basar sanız ne olur? Kısa vadede her şey yeşil görünür. Uzun vadede toprak çoraklaşır.
Tam olarak bu oldu. Sürünün en verimli meraları yalnızca iktidara yakın isimlere tahsis edildi. Kamu ihaleleri belirli ellerde toplandı. “Ulusal kalkınma” söylemi halkın sofrasına yansımadı.
Gençler geleceğinden kaygı duyuyor. Emekli ilaç ve kira parasını hesaplıyor. Esnaf kepenk indiriyor, çiftçi mazot fiyatına bakıp taktörünü garajda bırakıyor. Aydın ve sanatçı köşeye sıkıştırılmış, nefes alamuyor.
Ama çoban hâlâ “sürü sağlıklı” diyordu.
Sürüde şap hastalığı çıkmıştı; onlar sosyal medyada “hayvanların burnu sağlıktan pembeleşti” kampanyası yürütüyordu.
Sonunda içeriden bir ses çıktı. Sistemin eski müttefiki Peter Magyar, oligarklaşmayı bizzat tanıklığıyla anlattı. Halk zaten kendi cebinden hissediyordu. Zemin hazırdı, tohum filizlendi.
Bu tablo bize de yabancı değil. Aynı söylemler, aynı mekanizmalar, farklı dozajlarda kendi coğrafyamızda da işliyor.
Orbán’dan çıkarılacak ders şu:
✅ Sentetik gübre toprağı öldürür
✅ Oligarklaşma görünür hale gelince meşruiyet çöker
✅ Entelektüelin,dar gelirlinin ve gençlerin nefes alanını kesmek toplumun bağışıklığını düşürür
✅ Denetim olmadan hiçbir sistem sürdürülebilir değildir
Biz mühendisler biliriz: İyi bakılmayan sürü dağılır, iyi işlenmeyentoprak küser.
Hasat zamanı geldiğinde yalnızca gerçek tohumla çalışanların ambarı dolacaktır.


YORUMLAR