Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ayhan SOLAK

Onur ve Birlik Barikatı

Siyaset arenasının kapılarının gazla, plastik mermilerle ve koçbaşlarıyla zorlanması, sadece fiziki bir mekâna yapılan hoyrat bir müdahale değildir. Bu durum; toplumun egemenlik hakkına, örgütlenme özgürlüğüne ve bu topraklarda yüz yılı aşkındır ilmek ilmek örülen demokrasi geleneğine indirilmiş doğrudan bir darbedir. Bugün demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve bu ülkenin aydınlık yarınlarına inanan tüm toplumsal güçlerin, entelektüel çevrelerin ve sağduyulu kamuoyunun ortak analizi, çok daha büyük bir tehlikeyi işaret etmektedir. Sosyal medyanın dehlizlerinden sokağın en ücra köşesine kadar yükselen o haklı tepki, teknik bir uyuşmazlığın değil, kolektif bir varoluş mücadelesinin sesidir.

İç Çatışma Değil, Ortak İrade Sınavı

Bu vahim tablo karşısında yükselen toplumsal itiraz; şahıslara, iç kliklere ya da belirli odaklara karşı yürütülen bir yıpratma davası, kendi içimizde birbirimize yönelen bir hırpalama yarışı olarak asla görülmemelidir. Çünkü meselenin özü, ne o kapıları kırmakla görevlendirilen emniyet mensuplarının iradesidir ne de kendi bireysel komplekslerine, şahsi siyasi geleceklerine hapsolmuş küçük aktörlerin sığ hesaplarıdır. Aktörler geçici, sarsılan zemin ise kalıcıdır. Siyaset felsefesinin o kaçınılmaz doğa yasası, karşıt kutupların bu amansız mücadelesinde eğer namus, onur ve evrensel ahlak ilkeleri yok sayılıyorsa, otoriterleşmenin kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacağını açıkça ortaya koymaktadır. Asıl düşman; laik, demokratik parlamenter sistemi ve Cumhuriyet’in kazanımlarını tamamen tasfiye ederek, bu coğrafyanın halklarını baskıcı tek tipleştirme rejimleriyle şekillendirmek isteyen küresel ve yerel zalimlerin hegemonyasıdır. Karşımızdaki yapı, toplumu atomize ederek tebaa rejimini kalıcı kılmak isteyen köhne bir zihniyettir.

Bölünme Tuzağına Karşı Tek Yumruk Olmak

İşte tam da bu yüzden, baskının en yoğun hissedildiği bu kırılma anında, değişim umudunun taşıyıcısı olan ana muhalefet iradesinin kendi içinde bir bölünme zeminine sürüklenmesi, bu anti-demokratik müdahalenin arkasındaki senaristlerin en büyük arzusudur. Gün; küçük delege hesaplarının, yapay liderlik yarışlarının ya da geçmişe ait kişisel kırgınlıkların arkasına saklanma günü değildir. Gün; iktidarın ve onun güdümündeki mekanizmaların yarattığı o suni ayrışma ve yapay kutuplaşma zeminini kökünden kurutma günüdür. Demokrasiye inanan her bir bireyin, kalemiyle gerçeğe şahitlik eden her bir aydının ve sokağın vicdanının tek bir ricası vardır: Baskı rejimlerine karşı tahkim edilecek tek kale, amasız ve fakatsız bir iç birliktir. Toplumsal Sağduyu: Olayları dar bir parti içi çekişme parantezine sıkıştırmadan, tüm toplum kesimlerini içine alan, felsefi temeli sağlam bir demokrasi savunmasına dönüştürmek zorunluluk arz etmektedir. Parçalanmayı Reddetmek: Kişisel hırslar ve siyasi elitlerin dar çıkarları, bu ülkenin cumhuriyetçi ve ilerici birikiminden daha değerli olamaz. Bugün her kim ki yapay saflaşmalarla iç cepheyi zayıflatıyorsa, bilerek ya da bilmeyerek mevcut otoriter nizamın ömrünü uzatmaktadır. Tarihsel Görev: Türkiye demokrasisini korumak ve kollamak, sadece bir kesimin değil, bu topraklarda tüm gücüyle, tüm çabasıyla sadece onurlu bir şekilde insanca yaşamak isteyen tüm halkımızın kutsal görevidir.

Geleceğe Yürüyenlerin Bayramı

Son sözü koçbaşları değil, her zaman tarih söyler. Kapıları kıranlar, içerideki fikri ve halkın özgür istencini asla kelepçeleyemezler. Bugün kişisel hırsların, küçük hesapların ve yapay ayrışmaların arkasına saklanarak iç cephemizde çatlaklar açmak, bu ülkenin geleceğine sırt dönmektir. Gün, birbirimizin açığını arama günü değil; omuzlarımızı birbirimize yaslayarak zorbalığın karşısında yıkılmaz bir onur barikatı olma günüdür. Unutulmamalıdır ki; o kapılara vurulan her darbe, ortak yarınlarımıza vurulmuştur. Ve o koçbaşlarını boşa çıkaracak tek güç; kişisel çıkarları değil, ülkenin geleceğini ve bölünmez bütünlüğünü kutsal sayan toplumsal gücün ve birlikteliğin ta kendisidir. Biz kazanacağız, çünkü haklıyız; biz kazanacağız, çünkü biriz!

Bir Not ve Bayram Tebriği:

Bu karanlık tablonun gölgesinde, dayanışmanın, paylaşmanın ve bir arada olmanın en yüksek anlamını taşıyan Kurban Bayramı’nın eşiğindeyiz. Bugün idrak ettiğimiz arife günü, bizlere her gecenin mutlak bir sabahı, her ağır imtihanın sonunda bir esenlik olduğunu fısıldıyor. Başta bu yazıyı okuyan siz kıymetli okurlarım olmak üzere; adalet açlığı çeken, sarsılmaz bir inançla aydınlığı bekleyen tüm halkımızın Kurban Bayramı’nı en içten duygularımla kutlarım. Gelecekte, kapıların koçbaşlarıyla kırılmadığı, fikirlerin kelepçelenmediği, çok daha özgür, çok daha mutlu ve umut dolu yarınlarda, el ele ve omuz omuza kutlayacağımız nice güzel bayramlarda buluşmak dileğiyle… Bayramımız kutlu, birliğimiz daim olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir