Milyonların yakıcı gündemi; mutfaktaki yangın, derinleşen ekonomik kriz, geçim sıkıntısı ve adalet arayışı ortadayken, siyasetin soğuk adliye koridorlarına ve teknik kavramların kısırlığına hapsedilmesi asla tesadüf değildir. Ortada, halkın umudunu çalmaya dönük açık bir siyasi tezgah ve bu tezgahın üzerine inşa edilen kirli bir egemen söylem bulunuyor.
Açılan davalar, usul usulsüzlüğü iddiaları ve süreci “yok hükmünde” (butlan) saydırma hırsı, dışarıdan bakıldığında ilkesel bir hukuk mücadelesi gibi ambalajlanmaya çalışılıyor. Oysa bu süreçte hukukun en temel ilkeleri; gece gündüz demeden bayrak asan delegenin iradesi, kazanılmış haklar ve siyasi meşruiyet bizzat bu iddiaların sahipleri tarafından acımasızca çiğneniyor. Süreci tamamen sakatlamaya dönük bu “hükümsüzlük” ısrarı, faillerini “günahsız” kılmaz; aksine, şekilsel hukuk argümanlarının arkasına saklanarak siyasi sorumluluktan ve sandık iradesinden kaçma telaşını açıkça teşhir eder. Seçilmiş iradenin ve grup yönetiminin defatla haykırdığı üzere; örgütün meşru ve helal iradesini yok sayıp hukuki boşluklardan medet ummak, meşruiyeti kökünden sarsan asıl etkendir.
Diğer taraftan ekranlarda ve iktidar hizasındaki yorumcularda her gün pişkince yeniden üretilen tehlikeli bir söylem var: “Bunlar ülkeyi yönetmeye talip ama daha kendi içlerindeki iktidar kavgasını, kişisel inatlaşmaları aşamıyorlar.” Bu söylem, rastgele kurulmuş bir cümle değildir; iktidar blokunun muhalefeti kendi içine kapatmak, halkın gözünde “bunlardan hiçbir şey olmaz” algısını pekiştirmek için kurguladığı ana stratejidir. Seçilmiş yönetimin grup konuşmalarında altını çizdiği, “Bizi içeriye hapsedip dışarıdaki büyük mücadeleden alıkoymak istiyorlar” tespiti tam da bu noktaya temas etmektedir. Ancak sadece bu tespiti yapıp durmak yetmez; çünkü bu kısır döngü, mevcut sınırlar içerisinde kaldığı sürece memleketin geleceğini tüketen ağır bir yüke dönüşmektedir.
Ve en önemlisi… İnsanların “baba ocağı” diyerek sarıldığı, onlarca yıldan beri gençliğini, ömrünü verdiği, zaferlerinde çocuk gibi sevindiği, yenilgilerinde gözyaşı döktüğü, çoluğunun çocuğunun rızkından ve zamanından kesip inandığı değerlere harcadığı bir yapıdan bir anda kopması elbette kolay değildir. Baba ocağını bir kalemde terk etmek ne insani ne de bir anda mümkün olandır. Kimse bu büyük emekten kolayca vazgeçemez.
İşte bu yüzden, seçmen ve o fedakar emektarlar, kendi özgür vicdanlarıyla hareket ederek tarihsel bir akış belirleyecektir. Ne yıllarca gözü gibi koruduğu baba ocağını tamamen sahipsiz bırakacak ne de geleceğe yeni bir yol açan evlatlarına sırtını dönecek kadar vicdansız davranacaklardır. Bu, bağırları yakan ama yürünmesi şart olan kaçınılmaz bir geçiş sürecidir.
O halde kimse kimseyi “sen orada kaldın, ben buradayım” diyerek suçlamamalı, kimse yol arkadaşının kalbini kırmamalıdır. Kimimiz baba ocağının nöbetini tutacak, kimimiz yeni yapının harcını karacak; ama hepimizin gözü, gönlü ve hedefi aynı noktada buluşacak. Eğer asıl yeminimiz bu ülkeye iktidarı getirmekse, kimse nereden yürüdüğüne değil, nereye vardığımıza bakmalıdır. Ortak parolamız tektir: Mutlak iktidar.
Sonuç olarak; egemenlerin kurduğu o kibirli “kendi aralarında inatlaşıyorlar” tiyatrosunu darmadağın etmenin tek yolu, onların çizdiği bu dar oyun alanını tamamen terk etmektir. Yeni alternatif; seçmeni ve halkı bu anlamsız iç çekişmelerin gölgesinden çıkarıp yeniden kendi somut sorunlarıyla baş başa düşünebilir hale getirecek, gücünü koridorlardan değil doğrudan halkın bağrından alan bir yapıyı inşa etmek zorundadır. Hukuk oyunlarına teslim olmayan, siyasetin merkezine memleketin gerçek evlatlarını ve doğrudan halkla birlikte çözüm üretme iradesini koyan, ayrışmadan aynı amaca kilitlenen yeni bir siyasi kulvarın açılması ve yeni bir yapının inşası artık bir tercih değil, tarihsel ve vicdani bir zorunluluktur.
Ama biz yürekten inanıyoruz ki; bu ülkede ürettiğinin değerini alamayan çiftçi, nasırlı elleriyle emeğinin karşılığını arayan işçi, koskoca memuriyet kariyerine rağmen ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünen devlet çalışanı ve pazarda cüzdanı, vicdanı ve boş filesiyle baş başa bırakılıp zerre kadar değer görmeyen emektar emeklimiz… Hep birlikte, alın terinin karşılığını alacağı, özgür, adil ve huzurlu bir ülkeyi kendi elleriyle bu yeni yolda inşa edecektir. Bizim de bu kutlu yolda halkımızın geleceğine, bu büyük inşaya desteğimiz ve katkımız tamdır


YORUMLAR